ABD Hazine Bakanlığı, 19 Ağustos 2026 tarihinde, 10-20 yıl ve 20-30 yıl vadeli tahviller için gerçekleştirdiği likidite destekli geri alım programının büyüklüğünü iki katına çıkaracağını duyurdu. Mevcut 2 milyar dolarlık üst sınır, 9 Eylül 2026’dan itibaren en az 4 milyar dolara çıkarılacak. Hazine Bakanlığı’nın bu adımı, uzun vadeli tahvil piyasasında likiditeyi artırmayı hedefliyor.
Ancak, bu açıklamanın ardından piyasada beklenen rahatlama sadece bir gün sürdü. 30 yıllık ABD tahvil faizi, 20 Ağustos 2026’da yaklaşık %5,25 seviyesine yükselirken, dolar endeksi 98,82 ile üç ayın en düşük seviyelerine geriledi. Yatırımcılar, Hazine’nin müdahalesinin sınırlı etkileri olduğunu düşünmeye devam ediyor.
ABD’nin federal borcu, 40 trilyon doları aşarak piyasalardaki endişeleri artırdı. Kongre Bütçe Ofisi, 2026 mali yılı için bütçe açığının 1,9 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyor. Hazine’nin borçlanma ihtiyacı, temmuz-eylül döneminde 739 milyar dolar, ekim-aralık döneminde ise 628 milyar dolar olarak belirlendi. Bu durum, Hazine’nin tahvil geri alım programının neden kalıcı bir çözüm üretmediğini gösteriyor.
Faiz oranlarının yeniden yükselmesi, yatırımcıların ABD tahvillerine olan talebini etkiliyor. Doların değer kaybı, artan borçlanma ihtiyacı ve bütçe açıkları nedeniyle daha fazla endişe yaratıyor. Dolayısıyla, yüksek faiz oranları her zaman doların değer kazanmasını sağlamıyor.
Türk yatırımcılar için dolar endeksindeki düşüş, dolar/TL’nin aynı oranda düşeceği anlamına gelmiyor. Türkiye’de enflasyon, faiz politikası ve döviz talebi gibi yerel etkenler de dolar/TL üzerinde etkilidir. Ancak küresel doların zayıflaması, altın ve diğer emtialar açısından destekleyici olabiliyor. Yatırımcılar, ABD’nin borçlanma ihtiyacını azaltacak daha kalıcı çözümlerin ortaya konup konulmayacağını dikkatle izliyor.







