Dünya Bankası, yapay zekânın gelişmekte olan ülkelere bir asırlık ilerlemeyi 10 yılda yakalama fırsatı sunabileceğini açıkladı. Rapora göre, Türkiye’yi de etkileyen iş kaybı riski, zengin ülkelere kıyasla üçte bir düzeyinde kalıyor.

Yayınlanan 2026 Dünya Kalkınma Raporu’nda, yapay zekânın gelişmekte olan ekonomiler için sanıldığı kadar büyük bir istihdam tehdidi oluşturmayabileceği, aksine büyüme ve kamu hizmetleri açısından tarihî bir fırsat yaratabileceği vurgulandı. Doğru altyapı ve eğitim yatırımlarını yapan ülkeler, normal koşullarda bir asır sürebilecek ilerlemeyi yalnızca 10 yılda gerçekleştirebilir.

Raporda, yapay zekânın mevcut işleri ortadan kaldırma ihtimali bakımından ülkeler arasında dikkat çekici bir fark olduğu belirtildi. Üretken yapay zekâ nedeniyle otomasyon riski taşıyan işlerin oranı, düşük ve orta gelirli ülkelerde yüzde 4,5 olarak hesaplanırken, yüksek gelirli ülkelerde bu oran yüzde 14,2’ye ulaştı. Yani zengin ülkelerdeki çalışanların yapay zekâ kaynaklı iş kaybı riski, gelişmekte olan ülkelerdeki çalışanların karşılaştığı riskin üç katını aştı.

Bu farkın temel nedenlerinden biri, gelişmekte olan ülkelerde istihdamın daha büyük bölümünün fiziksel çalışma, saha faaliyeti ve doğrudan insan etkileşimi gerektiren mesleklerden oluşması. Dünya Bankası, yapay zekânın gelişmekte olan ülkeler için en büyük katkısının çalışanları tamamen devre dışı bırakmak değil, sınırlı sayıdaki uzmanın bilgi ve becerisini milyonlarca kişiye ulaştırmak olacağını ifade etti. Raporda, gelişmekte olan ekonomilerdeki işlerin yüzde 16,2’sinde yapay zekâ sayesinde önemli bir verimlilik artışı sağlanabileceği hesaplandı.

Türkiye, Dünya Bankası’nın güncel sınıflandırmasında üst-orta gelirli ekonomiler arasında yer alıyor. Bu nedenle raporda gelişmekte olan ülkeler için sıralanan fırsat ve risklerin önemli bir bölümü Türkiye açısından da geçerli. Türkiye’nin öne çıkabileceği alanların başında sağlık hizmetleri, tarım teknolojileri, eğitim, sanayi üretimi, kamu hizmetleri ve KOBİ’lerin verimliliği geliyor.

Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelerin yapay zekâ yarışına katılabilmek için milyarlarca dolarlık büyük modeller veya dev veri merkezleri kurmasının gerekmediğini belirtti. Küçük, düşük maliyetli ve yerel ihtiyaçlara uyarlanmış yapay zekâ araçlarının çok daha hızlı sonuç verebileceği vurgulandı. Bu sistemler, akıllı telefonların yanı sıra temel cep telefonları, kısa mesajlar ve sesli aramalar üzerinden de kullanılabilir.

Rapora göre, ülkelerin öncelikle hazır yapay zekâ araçlarını kullanması, ardından bunları kendi dillerine ve ihtiyaçlarına uyarlaması gerekiyor. En gelişmiş yapay zekâ modellerini sıfırdan üretmek ise yalnızca altyapısı ve mali gücü yeterli ülkeler için gerçekçi bir seçenek olarak görülüyor. Ancak yapay zekâ fırsatının kendiliğinden ekonomik büyümeye dönüşmeyeceği uyarısında bulunuldu.

Yapay zekânın birkaç ülke ve şirketin kontrolünde yoğunlaşması, gelişmekte olan ekonomiler için yeni bir bağımlılık riski yaratıyor. Raporda gelir eşitsizliğinin büyümesi, daha zor fark edilen yanlış bilgilerin yayılması, veri gizliliğinin zayıflaması ve yapay zekânın siyasi baskı amacıyla kullanılması da başlıca riskler arasında gösterildi.

Dünya Bankası’nın önerdiği yol haritası üç aşamadan oluşuyor: Mevcut araçları kullanmak, bunları yerel koşullara uyarlamak ve yeterli altyapı oluştuğunda daha ileri teknolojiler geliştirmek.